Çok yakın geçmişimizde sadece telefonlarımız akıllıyken artık, saatimiz, bilekliğimiz hatta giydiğimiz t-shirt, kahve içtiğimiz kupaya kadar bir çok obje artık hem akıllı hem de teknoloji ürünü. Aynı zamanda internete de bağlı olan bu objeler giderek dört bir yanımızı kuşatmaya başlıyor. İlk kuşatma hareketi iBeacon cihazları ile gerçekleşiyor. Bu cihazlar sayesinde,  ortamlar daha duyarlı ve tepki güdümlü hale geliyor. Nesnelerin İnterneti kavramı ile şekillenen bu teknolojikleşme hareketinin sosyal, ekonomik ve kişisel etkilerini ve değerlerini her geçen gün daha fazla hissetmeye başlayacağız.

Yol ayrımındayken ve daha bu “nüfus etme” eyleminin henüz başındayken bu nesneleri biraz irdelemek istiyorum. Öncelikle resmi bir kategorizasyon olmamasına rağmen 2 ana tip karşımıza çıkıyor. Birinci tipe giren nesneler daha çok sadece izleme/takip işlemi yaparken ikinci tipe giren cihazlar bu işin yanına akıllı yazılım çözümlerini de beraberinde getiriyor. Yani sadece izlemeyip yorumluyor, kendi kendine ufak müdahaleler de bulunup anlamlandırmaya çalışıyor. Kişisel kanaatim uzun vadede ayakta kalan ve etkisini hissettiren ikinci tip üretim yapan firmalar olacak.

1. Üretim şekli ve malzemesi 

Bu noktadan sonra yazacaklarım da, kişisel deneyim ve izlenimlerinden yola çıkarak kanaatimin oluşmasında sebep olan etkenleri size aktaracağım. Öncelikle bu cihazlar oldukça dayanıklı ve sağlam olmaları gerekiyor. Suya, sabuna, gündelik yaşam aktivitelerine dayanıklı olması birinci şart. Benim de uzunca bir süre kullandığım Jawbone UP24 bilekliği her ne kadar benim ikinci tip olarak yorumlayabileceğim bir cihaz olmasına rağmen, üretim malzemesi oldukça sorunlu. Estetik ve şık görünümü kullandıkça kaybolabiliyor. Bu da sinir bozucu bir durum. Gündelik hayatınızda size eşlik edecek bir cihazdan çok rahat ve konforlu zamanların dostu diyebilirim.

2. Şarj Süresi

Diğer bir unsur, bu cihazların yanınızda olduğunu bile unutmanız gerek. O nedenle şarj sürelerinin uzun olması önemli bir faktör. Aksi takdirde, cep telefonundan bir farkı olmuyor. Her daim bir güç birimine ihtiyaç duyan bir cihaz zamanla sizi bıktırabiliyor ve yorabiliyor. Bu kriterden en yüksek notu alan Misfit. Ben bizzat denemedim ama oldukça iddialı bir içeriğe sahip.

3. Veri Aktarımı

Veri aktarımı için bağlantı kurma işlemlerini sessiz ve sakin kendi başına tamamlayabilmeli. Bluetooth tetikleme işlemleri kullanıcı merkezli olmamalı. Vakti gelince kendi kendine otomatik olarak yapabilmesi sizi rahat ettirecektir. Bu rahatlığı tüm anlamıyla ve hissiyatıyla Jawbone UP24 ile yaşadım. Gerçekten senkronize olma konusunda çok güçlü ve güvenilir bir yapıya sahip. Withings Pulse‘ı ise bu konuda sizi yarı yolda bırakabilir. Tüm tetikleme işlemleri manual olarak sizin tarafnızdan yapılması gerekiyor. Ayrıca, veri aktarımı sarjın büyük bir bölümünden alıp götürüyor.

Bağlantı için özel bir arabirime ihtiyaç duymaması da aslında tercih sebebi olabilir. Ama bu tip cihazlara bakıldığı zaman hemen hemen hepsi genel standartlar dışında kendi özel arabirimlerini kullanıyorlar. Bu alanda Withings Pulse daha iyimser diyebilir. Bilindik bir Micro USB girişi ile rahatlıkla şarj olabiliyor.

4. Akıllı Yapı ve Basit Yapay Zeka Uygulamaları 

Elde edilen veriyi yorumlama ve bundan anlamlı çıkarımlar yapabilmesi ise işin yazılım hünerlerini de devreye sokabilmesi için önemli bir faktör. Burada elde ettiği verileri yorumlama ve hatta bazı durumlarda tahmin yürütebilme becerisini gösteren Jawbone UP24 beni oldukça memnun etmişti. Gerçek mühendislik yeteneklerini adım adım keşfetmek heyecan verici bir deneyim. Fakat gelgelelim piyasadaki bir çok cihaz bu tip hünerlerden yoksun. Yorumlama ve tahmin etme gibi semantik eylemlerden ziyade normal veriyi bile düzgün hesaplayamayan ve işleme sokamayan cihazlar yaygın.

Bu noktada bu cihazlarda hata payının ve hoşgörü frekansının düşük olması taraftarıyım. Çünkü bu cihazların bulunduğu kulvar pek de fazla hatayı ve yanılmayı kabul edecek bir alan değil. O nedenle üreticilerin daha dikkatli ve titiz geliştirme yapmaları gerekiyor.

5. Cihazın şekli ve Tasarımı

Bileklik yerine yanınızda taşıyabileceğiniz ufak bir aygıt çok daha rahat ve kolay olabiliyor. Özellikle yaz aylarında kolunuzda daima bir şey taşımak bunaltıcı ve yorucu olabiliyor. Ama bir klips aracılığıyla pantolona ilişkilendiren bir cihaz kendini çok rahat unutturabiliyor.  Bu noktada tüm üreticilerin bu tip alternatif cihazları mevcut. Fakat tek handikap bu cihazlarının bileklik abilerine göre daha düşük seviye donanım ve yeteneğe sahip olmaları. Withings Pulse cihazı bu noktada bir fark yaratıyor. Hem bileklik hem de klips ile gelen ürün, 2 farklı biçimde de kullanabilmenize olanak sağlıyor.

6. Veriye Erişim

Bu tip cihazlar genellikle veriyi bulut sistemler üzerinde saklıyorlar. Cihaz hafızaları pek ihtiyaçları yok. Olsa bile çok cüzi boyutlarda olması bile yeterli olabiliyor. Bu veriyi depolama, koruma, yedekleme gibi işlemlerden sizi kurtarıyor. Hatta veriye sadece akıllı telefondan değil web üzerinden de servis edebilmesini sağlıyor. Fakat bu basit ve konforlu gibi gözüken durumu her cihaz üreticisi tercih etmiyor. Örneğin Jawbone‘un hesap bilgileri ile giriş yapabileceğiniz web konsolu yok. Ama Fitbit ve withings gibi üreticilerin web arabirimi mevcut.

7. Takip Ekranı 

Takip ekranı ise kullandıktan sonra fark ettiğim önemli bir lüks seçenek. Lüks diyorum çünkü olmadığı zaman pek aramıyorsunuz veya mobil uygulama üzerinden ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz. Ama olduğu zaman ise ara ara bakıp bilgi almak insanı keyiflendiriyor. O nedenle ufakta olsa anlık bilgi alabileceğiniz bir ekran oldukça konforlu önemli bir seçenek. Ne yazık ki Jawbone gibi üreticiler bu konuda oldukça ketum. Fitbit veya misfit gibi üreticiler ise özel bir iletişim dili tercih ediyor. Ekran konusunda en rahatı withings. Oldukça güzel ve kullanımı kolay bir ekranı mevcut..

11 Ağustos 20150 commentsDevamı

3D Printer’lar gün geçtikçe hayatımızda kendilerini daha çok hissettiriyor, yeni uygulama alanları ile yaşamımızın içine girdikçe giriyorlar. Bir çok teknolojik gelişimin aksine açık kaynak ve özgürlükçü bir yapı ile geliştirilen 3D Printer’lar giderek daha ekonomik hale gelmekte. Ayrıca, İnternet üzerinde dolaşan teknik dokümanları, uygulama videoları ile biraz çaba ve deneyim ile kendi evinizde bile 3 boyutlu yazacak bir cihaz yapmanız mümkün. Bu nedenle 3D printer’lar birçok eve çok hızlı bir giriş yapacaklar, hiç şüphesiz.

3D yazıcılar ile üretim deyince aklımıza yurdumda özellikle telefon kılıfı geliyor. Bu konuda düzenlenen birçok atölyenin temel üretim öğesi haline gelen kılıf, oysaki bu cihazların yapabileceği en temel üretimlerden bir tanesi.

Bu yazı içerisinde, bu yeni ama sürekli bir devinim içerisinde gelişen teknolojinin bazı yenilikçi uygulama alanlarından bahsetmek, örnekler vermek istiyorum. Gerçi 3D Printer’ların bize vaad ettikleri hayal güçlerimiz ile sınırlı. İlerleyen zamanlarda, artan malzeme çeşitliliği ve güçlenen teknik yapı ile çok daha enteresan ve özgün alanlarda da görmeye başlayacağız. En azından yazı içerisinde verdiğim örnekler gerçek ve şu an aktif olarak yapılan uygulamalar. İnanın hepsi teknolojinin nimetlerini kullanım açısından telefon kılıfı üretiminden çok daha fazla şey barındırıyor :)

1.Kişiselleştirilmiş Kırık Çıkık Dökümleri 

3D_printer_dokum

Eğer ömrü hayatınızda başınıza gelecekse olabildiğince erken yaşta gelmesi iyi olan kemik kırılması, oldukça inatçı ve acı dolu bir durumdur.  Hangi kemik olursa olsun uzun bir süre hareketsiz kalabilmesi ve tekrar kaynayabilmesi için özel bir (genellikle) alçı döküm ile sabitleme işlemi gerçekleştirilir. Kırılan bölgeyi havasız ve ışıksız bıraktığı için bir taraftan tedavi ederken diğer taraftan da sağlıksız bir ortam yaratılmış olur. Ama artılar eksileri götürdüğü için bu havasız durumu görmezden gelebiliriz.

3D Printer’lar doktorlara kırık ve çıkık konularında büyük bir kolaylık kazandırıyor. Ayrıca, tamamen kırılan bölgeye özel kişiselleştirilmiş geçirgen bir yapı ile esnek özel dökümler elde edilmesine olanak sağlıyor. Öncelikle, 3D Scanner’lar ile kırık bölge taranıyor. Daha sonra döküm 3D Printer’da üretilip uygulanıyor. Böylece hem temizlenebilir, hava alan hem de şık, güzel görünümlü bir döküm elde ediliyor. Tamam üzerine imza atıp anı bırakmak pek mümkün değil :)

Son olarak belirtmekte fayda var; yapılan son araştırmalara göre 3D Printer’lardan üretilen dökümler geleneksel metotlarla elde edilen dökümlere göre 40-80% oranında kırılan bölgenin daha hızlı kaynamasına yardımcı oluyor. Detaylar için buraya göz atabilirsiniz.

2.3D Yazıcılardan Silah Üretimi

Silah bulundurma ve taşıma konusunda endişeleri olan ülkeler 3D Printer ile birlikte yeni yapılanmalar içerisine girmeleri gerekecek. Çünkü 3D Printer’lar size kendi silahlarınızı yapabilmenize olanak sağlıyor. ABS malzemesi yapılan silahlar her ne kadar plastik olsa da oldukça sağlam ve güçlü. Liberator bu konuda önemli bir popülerliğe sahip bir prototip. Eğer kişisel silahlanmanın yeni boyutunu kavramak isterseniz bu prototip’i muhakkak incelemesini tavsiye ederim. (Aşağıda bir videosunu da ekledim.) Daha büyük ölçekte de, USA ordusunun da bu konuda çeşitli araştırmalar yaptığını da biliyoruz.

3.Protez

3D Printer’lar protez üretimi ile de diğer önemli sağlık sorunlarından birine yanıt verecek. Son yapılan araştırmalar ile birlikte, özellikle protez üretimindeki ekonomik sıkıntıları 3D yazıcılar ile aşmak mümkün olacak. Bu konuda en ümit veren örneklerden biri; “Cyborg Beast”. Baskı kaynak dosyalarını ücretsiz olarak indirebileceğiniz bu protez elde, tüm parmaklar doğal bir el gibi hareket edebiliyor ve üretimi yaklaşık olarak sadece $50 mal oluyor. Bu konuda daha cesaret verici sözcükleri ve başarılı örnekleri Dean Kamen’ın Ted konuşmasından da dinleyebilirsiniz.

4.Yaşayan Organlar

Çaresiz kaldığımız sağlık problemlerinden bir diğeri de organ yetmezliği ve organ nakli. Her gün yüzlerce insan ne yazık ki yeni organ arayışına giriyor. Yine her gün yüzlerce insan organ bulamadığı için ölüyor, az sayıda şanslı organ bulanlarda immüm (bağışıklık) sisteminin uyumsuzluğundan dolayı yeni organ için red alıyorlar. Süreç oldukça riskli ve belirsiz. Ama bu konuda yapılan bazı araştırmalar oldukça ümit taşıyor. Yapılan bu araştırmalar ile birlikte en azından organın dış kabuk yapısı kurgulanabiliyor. Ayrıca böbrek üretimi konusunda da önemli yol kat edildi. Fakat tabii henüz mükemmel uyum sağlayan bir organ yok. Ama 3D yazıcılar, organlar konusunda doktorların deneyim kazanma noktasında oldukça yardımcı oluyorlar. Örneğin kalp ameliyatı gibi zor durumlarda pratik yapabilmesine olanak sağlıyor.

5.Laboratuvar ortamında üretilen yiyecekler (Lab-Grown Meat)

Organ üretimi gibi oldukça heyecan uyandıran başka bir çalışma da yeme-içme alanında devam ediyor. Lafı uzatmadan direk yazayım; “3D Printer’lar ile kendi yiyecek ve içecek malzemelerimizi üretebileceğiniz.” Evet, kendi öğlen yemeğinizi 3D yazıcınız hazırlayacak!

Bu alanda yapılan çalışmalar daha çok et üretimi üzerine odaklanıyor.  Ağız sulandıran, lezzetli bir et oldukça pahalı ve etik koşullara uygun değil. Şu an için 3D Printer’larda aynı yaklaşımı kullanıyorlar. Fakat zaman içerisinde gelişen teknoloji ve değişen şartlarla birlikte çeşitli yiyeceklerin yazılardan üretimi mümkün olacak gibi.

Bu konuda en ümit vaad eden gelişmelerden biri büyük yatırımcıların bu konuya verdiği destek. Paypal’ın kurucusu Peter Thiel, Modern Meadow adında bir girişime tam $350.000 yatırım yaptı.

Bu konuda da Andras Forgacs’ın “Hayvanları öldürmeden deri ve et üretimi” başlıklı Ted konuşmasını dinleyebilirsiniz.

Şu haliyle 3D yazıcılar, her ne kadar ağır ve hantal olsalar bile geleceğe dair çok önemli ve değerli umutlarımızın pekişmesine sebep oluyorlar. O nedenle takip etmekte ve emin adımlarla izlemekte oldukça fayda var. Hatta imkanınız varsa alıp kullanmanız veya kullanabileceğiniz bir yerlere gitmeniz bile oldukça vizyon açıcı…

 

 

 

 .

04 Eylül 20140 commentsDevamı

Evet kesinlikle mümkün. Doğru yöntemlerle programlama öğretmenin önemini bir önceki yazımda vurgulamıştım. Şimdi de bu eğitim sürecini nasıl daha keyifli hale getirebiliz neler yapabiliriz onlara bir göz atalım.

Öncelikle yazının ilk bölümünde geniş geniş anlatmıştım ama tekrar kısaca bir vurgu yapmam gerek. Pek güzel yurdumda, İlköğretim düzeyinde BT derslerinin geçmişi pek yok. Geleceği de hala pek net değil. Şu an en azından seçmeli olsa da BT  dersimiz var. Ama yeterli mi? Kesinlikle hayır. Bilişim teknolojileri ile haşir neşir nitelikli ve bilinçli bir nesil yaratabilmek için programlama eğitimi vermek şart. Çünkü bizi yaşadığımız bu çıkmazlardan ancak bilgi teknolojileri alanında yapacağımız gelişmeler kurtaracak. Çünkü bizim toplumun teknoloji kabullenmesi kadar hızlı ve kolay kabullenebildiği başka bir şey yok.

Neyse ufak bir ara mesajdan sonra gelelim asıl mesele. Eğlenerek nasıl programlama öğrenebiliriz? Bunun için özel olarak hazırlanan ve süreci olabildiğince keyifli ve eğlenceli hale getiren çok sayıda online araç mevcut. Şimdi onlara bir göz atalım.

1.codecombat.com

Oynarak Python veya JavaScript öğrenebileceğiniz sitede, öncelikli olarak kendi karakterinizi yaratarak oyuna başlıyorsunuz. Oyun tamamen ücretsiz ayrıca, RPG tarzı oyunda, hiç programlama bilmeseniz bile hızlıca adapte olabileceğiniz bir kurguya sahip. 2013 yılında yayın hayatına başlayan oyunda seviyeler henüz sınırlı sayıda. Fakat arkasındaki geliştirme ekibi oldukça sıkı çalışıyor. 

2. codewars.com

Savaş sanatları ağırlıklı teması ile samuray ruhu eşliğinde programlama öğretmek için hazırlanan ortamda her bir seviye “Kata” olarak adlandırılmış. Oyunda puan kazanabilmek için size sunulan “Kata” ları tamamlamanız gerekiyor. Şu an var olan katalarla; Ruby, JavaScript, veya Coffeescript dillerini öğrenebiliyorsunuz. İlerleyen dönemlerde, Python, Java, PHP ve Objective-C gibi dillerde eklenecekmiş. Sistemde ayrıca kendi “Kata” ‘nızı da oluşturabileceğiniz bir modül mevcut. Böylece arkadaşlarınız ile yapacağınız mücadelenin kurallarının kendiniz de belirleyebiliyorsunuz. Böylece öğretmenler kendi öğrencileri için de özel “Kata”‘lar hazırlayıp ders esnasındaki etkinlikleri daha eğlenceli hale getirebilir.

3. codeschool.com

Benim en çok beğendiğim ve sevdiğim proje. Diğer bahsettiğim ilk iki proje gibi ücretsiz olmasa da sunduğu araçlar ve altyapı ile diğerlerinden farklılık gösteriyor ve kesinlikle aylık istenilen miktarı ($29′cı) fazlasıyla hak ediyor. Ciddi bir ekip tarafından hazırlanan bu projede size iki günlük süreyle tüm bölümleri Hall Pass adını verdiği bir seçenek ile ücretsiz olarak size açıyor.Ayrıca, site içerisinde oyunları ve etkinlikleri başarıyla tamamlayarak puan kazanabiliyorsunuz. Kazandığınız bu puanları da öğrenmek istediğiniz programlama dilinin ilerleyen seviyeleri için kullanabiliyorsunuz. Codeschool’un oyun tarafı biraz daha az.Yani diğer projelerdeki gibi oyun teması üzerine kurulmamış. Genel olarak sistemde oyunlaştırma var desek daha doğru bir tanım olur. Tüm eğitimler öncelikle olarak kısa bir video ile başlıyor. Bu videoyu seyrettikten sonra oyuna geçiyorsunuz. Her ne kadar oyun kurgusu zayıf olsa da şu an en fazla programlama dili seçeneğini barındırıyor. Codeschool ile Ruby, Javascript, HTML/CSS, and iOS geliştirme ortamını öğrenebiliyorsunuz. .

07 Temmuz 20140 commentsDevamı

Programlama öğrenmek ciddi bir süreç. Hele bir de hiç bilmiyorsanız nereden başlayacağınıza karar vermek çok daha kritik ve önemli bir dönüm noktası. Bizim eğitim dünyamızda Matematik gibi Programlama da ne yazık ki doğru yerden başlayarak öğretilmiyor. O nedenle Matematik düşmanı genç beyinler yetiştiği gibi Programlama bilmeyen/sevmeyen (hatta nefret eden) bilgisayar nesli yetişiyor. Oysaki anlamlı ve değerli bir hayat için Matematik neyse Bilgisayar Bilimleri için programlama da o.

Peki böylesine değerli bir konu nasıl öğrencilere aktarılmalı? Programlama sevdalı olmasa da, problem çözme yeteneği gelişmiş algoritmik düşünce ile yoğrulmuş gençler nasıl yetiştirilebilir? Öncelikle programlama dili eğitimi verilmeyerek başlanabilir. Evet yanlış okumadınız programlama dili bilmek veya öğrenmek demek programlama bilmek demek değil. Büyük yanılgı buradan başlıyor.

Programlamanın en temelinde aslında “problem çözme” eylemi var. O nedenle öncelikle problemi tespit edip analiz etme, onu parçalara ayırma işin ilk aşaması. Problemi doğru kavramadan programlamanan bir çok yazılım hayatımızı kolaylaştırmaktansa yeni problemler yaratıyorlar. Oysa ki doğru çözümlenmiş bir problem nereden nasıl başlanacağı konusunda önemli ipucuları vermektedir.

İkinci aşamada ise,  çözüm metodlarının karar verilmesi geliyor. Çözüm metodlarının kara verilmesi ve değerlendirilmesi ise tasarım disiplininin kapsamında değerlendirilebilir. İşte bu noktada, yazılım mimarisinin rolü başlar. Tabii tasarım süreci ile mimarisini birbirine karıştırmamak gerek. Mimari de meseleyi detaylıca hem teknik hem de içerik açısıından irdelemeye başlanır. (Tasarım kelimesini de sakın ha grafik arabirim tasarımı olarak algılamayın :) )

Yazılım geliştirme yerine yazılım tasarımı ve yazılım mimarisi ilkelerini öğrenmek ile yola başlamak çok önemli ve değerli. Böylece programlama dilinden bağımsız olarak yola nasıl çıkılacağı, bir fikrin nasıl yazılıma adapte edileceği konusunda deneyim elde etmek mümkün. Çünkü veri yapıları ve tipleri ile haşır neşir olmak yazılımın sağlıklı geliştirilmesi için de önemli bir unsur.

Yazılım mimarisi şunları içerir :

  • Sistemin organizasyonu hakkında önemli kararlar
  • Sistemin önemli yapısal elementleri ve bunların arayüzleri ile birbirleri arasındaki etkileşim
  • Sistemin önemli yapısal ve davranışal elemanlarının altsistem’lere dağılımı

Yazılım mimarisi yapı ve davranışların yanı sıra kullanılabilirlik , fonksiyonalite , performans , esnekllik , yeniden kullanım , anlaşılırlık , ekonomik ve teknolojik kısıtlar gibi özellikleri de yansıtır.

Tüm bu özellikleri ile “Yazılım Mimarisi” sistemin anayasasıdır. Tüm yazılım geliştirme sürecinin merkezinde durur ve her türlü faliyete kılavuzluk eder.

Kısaca, yazılım mimarisi bize sistemin karmaşıklığını yönetmek ve bütünlüğünü korumak için , kontrol edilebilir bir yapı sunar.

Ayrıca artık sadece bunlarla başlamak yeterli olmuyor. Modern programlama dillerin artık hepsi nesne tabanlı geliştirme olanakları sunuyorlar. O nedenle nesne tabanlı programlama yaklaşımını benimsemek ve öğrenmekte başlangıç sürecine dahil edilebilir.

En son elde edilen tüm bu tecrübeler nasıl bir programlama dili ile birleştirilecek ona karar verilmeli.

 

 .

02 Temmuz 20140 commentsDevamı

Bilgisayarın kısa süreli hafızası olarak nitelendirebileceğimiz RAM’ler (Random Access Memory), ilk bilgisayardan günümüze kadar hala vazgeçilemez değerde önem taşımaktalar. Bu nedenle RAM optimizasyonu çok önemli bir konu. Doğru yapıldığı takdirde bir çok durumda hayat kurtarmakta.

ReadyBoost ile Bilgisayarınıza Hayat Öpücüğü verin!

Microsoft’un ReadyBoost Özelliği Vista ile birlikte gelen neredeyse tek olumlu durumdu. USB Flash belleği, RAM gibi kullanabilen bu özellik, USB belleklerde bazı temel gereksinimlere ihtiyaç duyuyor.

  • En az 256MB depolama alanı
  • En az 1 milisaniye erişim olanağı,
  • Saniyede 2,5 MB okuma hızı ve rastgele 4KB erişim
  • Saniyede 1,75 MB yazma hızı ve rastgele 512KB erişim

readyboost_kapali

 

Bu özellikleri sağlayan bir USB belleğiniz varsa ReadyBoost’u kullanmak için yapmanız gerekenler çok basit birkaç işlemi yapmak olacak.

  • ReadyBoost özelliğini aktif etmek istediğiniz USB belleğe sağ tıklayıp “özellikleri” seçin.
  • Açılan pencereden “ReadyBoost” sekmesini bulun.
  • Bu sekme içerisinde “ReadyBoost” aktif ve pasif edebileceğiniz bazı radio butonları göreceksiniz. Ayrıca aktif ederken ne kadar bir alanı bu özellik için ayırabileceğinizi de belirleyebilirsiniz.

ReadyBoost’u aktif etmek size fiziksel RAM takviyesi kadar büyük bir performans getirmeyecektir. Sadece yükleme sürelerini %75’e varan bir oranda düşürebilir. Unutmadan eğer SSD disk’iniz varsa Windows bu özelliği otomatik olarak kapatıyor. Çünkü SSD disk’lerin sunduğu performansın yanında ReadyBoost’un getirdiği ferahlığın pek bir anlamı yok.

RAM temizliği için Task Manager ve Resource Monitor’ü kullanın

RAM temizlemenin en kolay yolu özellikle Windows işletim sisteminde Task manager’ı kullanmak olacaktır.

  • Task manager’ı açtıktan sonra (açmak için CTRL, SHIFT ve ESC birlikte aynı anda basın) Performance sekmesine geçin.
  • Bu sekme içerisinde Resource Monitor butonuna basıp kaynak izleyicisini açın.
  • Kaynak izleyicinden RAM sekmesine geçip istemediğiniz veya kullanmadığınıza emin olduğunuz uygulamaları sonlandırabilir, RAM’ini uygulamanın kullandığı alan kadar boşaltabilirsiniz.

resourcemonitor_kullanimi

Kullanmadığınız yazılımları silin veya engelleyin

Windows’un System Utility aracı olan msconfig.exe hala RAM optimizasyonu için önemli bir araç. Bu araç sayesinde işletim sisteminin başlangıcı esnasında otomatik çalışan uygulamları yönebiliyor, çalışmasını gerek duymadığınız araçları engelleyebiliyorsunuz. Böylece otomatik başlamayan yazılımlar bilgisayarınız RAM’ini de gereksiz yere işgal etmiyor.

  • Windows 8’de direk başlat ekranına Windows Vista ve Windows 7’de Başlat > Çalıştır hanesine “msconfig.exe” yazarak bu uygulamayı başlatabilirsiniz.
  • “Services” sekmesine geçip sürekli kullanmadığınız yazılımları bulup başındaki checkbox’ı kullanarak seçimi iptal edebilirsiniz.
  • Özellikle bu listedeki aşağıdaki uygulamaları güvenle pasif yapabilirsiniz.
    •  iTunes Helper
    • QuickTime
    • Apple Push
    • Adobe Reader
    • Skype
    • Google Chrome
    • Spotify Web Helper
    • CyberLink YouCam
    • Evernote Clipper
    • Microsoft Office

msconfig_kullanimi

RAM temizleyici yazılımları yükleyin

Windows işletim sisteminde RAM temizleme konusunda Task manager’ın size sunduğu opsiyonların haricinde daha verimli bir özellik sunan nitelikli ve güçlü bir yazılıma ben denk gelmedim hiç. O nedenle özellikle Windows’da RAM temizleme için ekstra bir yazılım kullanmanızı hiç önermem. Özellikle bu konu birçok kullanıcının sıkıntı çektiği bir durumu kapsadığı için buradaki talebi gören casus yazılım üreticileri özel olarak bu konu üzerine yazılım üretiyor. Çok sayıda malware arasında doğru uygulamayı bulabilmeniz oldukça güç. Ama ille de yazılım ile çözeceğim bunu diyorsanız öyleyse buyrun; Windows için Cleanmen ve Minimem yazılımlarına göz atabilirsiniz. Mac OS’ için Super Memory Cleaner  yazılımı sizi tatmin edecektir.

cleanmem-566x500

Fiziksel RAM ekleyin

En kesin ve temiz çözüm. Anakartınızın izin verdiği max. düzeyde RAM kullanmanızı şiddetle öneririm. Böylece bilgisayarın rahat bir nefes alacaktır. RAM yükseltmesi yapmadan önce RAM tipinin ne olduğunu tespit edin. Bu işlem için sistem özelliklerini ortaya çıkaran CPU-Z gibi bir yazılım kullanabilirsiniz. Bu yazılım sayesinde anakart üzerindeki boş slot’ları öğrenebilir veya en fazla ne kadar RAM takviyesi yapabileceğinizi görebilirsiniz. RAM türünü ve yükseltme miktarını tespit ettikten sonra tabii para bulup satın almak yeni bir işlem J Ama iş satın almakla da bitmiyor. Satın alıp eve gelince, RAM’i nasıl takacağınız konusunda yükseltme işlemleri üzerine hazırlanan video’lara göz atmanızı tavsiye ederim.

isntallram.

14 Haziran 20140 commentsDevamı
View Sidebar