Andre Gide “Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır” der. Ölümsüzlük her zaman yazı da olmasa ayakta dimdik kalabilmek için yazı gerekir. Bir de belge niteliği taşıdığından. Yazarsın bırakırsın elbet bir gün bir yerde birileri tarafından okunur. Öyle büyük laflar edebilmek için değil de sadece yazının bu gücünden nasiplenebilmek için başladım bu günce işine. Belki de yazıda var olan o isimsiz ölümsüzlük iksirinden biraz tadabilmek için. Böyle çıkılan yolda da öylesine sözcükler düşecek bu günceye. Bu günce işine ilk başladığım da Eskiz Defteri’ni tanımla dediklerinde: “Günümüz tabiriyle blog’un biraz daha not defteri havasında olan hırtapoz hali” diyerek tanımlamıştım. Hırtapozdan kastım tamamen kuralsız ve istem dışı gelen sözcüklerden oluşmasıydı. Peki bu kadar benden olacak bir şey özel ve özgün bir hava, tarz barındırmalıydı. O nedenle wordpress’in cazibesinden Nuke’ün işlevselliğinden bir gidip geldikten sonra baktık böyle olmayacak aç kardeşim kendi editörünü otur yaz. O derin hastalıklara sebep olacak uzun oturuşların ardından sağdan soldan bakılan kopyalarla “kendime göre” bir blog(günce) tasarladım.

Tamamen adı gibi bir Eskiz Defteri tarzında olacak burası.O nedenle hiçbir yazı tamamlanıp nokta konmayacak. Aynı şekilde hiçbir çalışmaya da. Hep bir eksiklik ve çıkış noktası niteliği taşıyacak. Aklıma gelenlerin not defterine yansımasından ibaret olacaktır. Hep yarım kalan cümleler ve eksik fırça darbeleriyle can bulmaya çalışan bir anka kuşu gibi kanat çırpacağı günü bekleyecek. Ama emin olun o gün hiçbir zaman gelmeyecek. İşte öyle bişey… küçük bir çocuğun oyuncaklarıyla hayalindeki oyuna başlamadan önceki kırdıklarını bulacaksınız burada.Kırıp döktüklerini.Hadi hayırlısı….vee motor…