İnternetTekiler
Son dönemde beğendiğim 2 web tabanlı hizmeti
5 Nis

Son dönemlerde en çok beğendiğim iki web tabanlı hizmeti sizinle paylaşmak istiyorum. Bunlardan birincisi Gittigidiyor’un yakın zamanda başlattığı Yurtiçi Kargo ile %30 indirimli gönderin hizmeti. İlk bakıldığı zaman sadece bir paydaş çalışma gibi görünse de içeriği çok daha zengin. (Hemen arada şunu da belirtmem gerek, gelecek günlerde bu tip ortak çözümleri çok daha fazla göreceğimizi düşünüyorum. Aynı platform üzerinde birbiriyle ilişkili işler yapan firmaların bu tip ortak çözümlerini çok daha fazla göreceğiz.)
Bu durum konu Gittigidiyor olunca çok da yabancı kaçmıyor aslında. Çünkü kuruldukları ilk günden bu güne kadar durmadan verdikleri hizmeti geliştirilen ve ilerleten bir yapıya sahip olan Gittigidiyor, bu tip basit görünen bir indirim olayını bile fazlasıyla zenginleştirmiş. Hatta şunu da diyebilirim ki indirim sadece bu hizmetin görünen ve özendirici nitelik taşıyan tarafı. Yoksa içerik olarak çok daha fazlasını barındırıyor. Farz edelim ürün satışı için bir ilan hazırladığınız ve ilanınız kazanıldı. Alıcı ödeme yaptı. Şimdi sıra, kargo için alıcının adresini öğrenip, not alıp kargoya verme işleminde. Şimdi tam bu nokta da bu yeni hizmet devreye giriyor. Sizin satışınıza özel bir satış kodu oluşturuluyor. Ürünü kargoya verirken sadece bu kodu söylüyorsunuz. Gittigidiyor ve Yurtiçi kargo’nun sistemleri arasında sağlanan entegrasyon ile alıcının kargo bilgileri ve gönderenin kargo bilgileri otomatik olarak kargo bilgilerine işleniyor. Böylece ne kargo poşetine oturup adres yazmanız gerekiyor ne de alıcının adresini bir yerlere not almanız gerekiyor. Hatta bununla da kalmayıp ürün kargoya verildiği an gittigidiyor’daki ilan üzerine kargo bilgileri işleniyor ve siz bu işten de kurtulmuş oluyorsunuz. Yine gittigidiyor’a özgün olan Sıfır Risk teoremi kusursuz gerçekleşiyor. Bu yapılan ortaklık sayesinde gittigidiyor verdiği hizmeti çok yukarılara çektiği aşikar. Bu hizmetten çok keyif aldım ve çok memnun oldum. Gittigidiyor bir kez daha çok yenilikçi (innovative) bir firma olduğunu kanıtladı.
Diğer hizmet ise Garanti’den. Finans ve bankacılık sektörünün yenilikçi markası olarak gördüğüm (hatta şunu da diyebilirim sadece benim değil birçok araştırma da aynı şeyi söylüyor) Garanti’de durmadan internet bankacılığını geliştirmekte. Her ne kadar birçok site de Garanti’nin internet bankacılığının güvenilirliği tartışılsa da hatta karşı oluşumlar oluşsa da ben kullanılabilirlik ve stabilite açısından Garanti’yi çok seviyorum. Bir de buna yenilikçi yapıları eklenince tadına doyum olmuyor. Gelelim beğendiğim yeni hizmetlerine. Artık internet bankasını kullanmak için oluşturacağınız şifre ve paralo işlemlerini online yapabiliyorsunuz. Bunun için ne fiziksel bir şubeye gitmek zorunda kalıyor ne de telefon destek hatlarını aramanıza gerek kalıyor. İnternet üzerinden hiç de fena olmayan bir güvenlik ortamıyla gerçekleştirmeniz işlemi çok hızlı ve pratik hale getiriyor. Peki nasıl oluyor? Kısaca açıklayayım ve hizmetin ne kadar güzel işlediğini görün. Örneğin uzun zamandır kullanmadığınız internet bankacılığı acilen gerekti. Bunun güncel parolanınızı veya şifrenizi hatırlamıyorsunuz. Yapmanız gereken “Parolamı Unuttum / Bilmiyorum” link’ine tıklamak. Daha sonra gelen bir önbilgi sayfasındaki ilgili link’e tıklayarak yeni geçici parolanızın cep telefonunuza gelmesini sağlıyorsunuz. Bundan sonra tek yapmanız gereken internet şubesine girip yeni bir parola ve şifre tanımlamak. İşlem bu kadar basit. Kullandığım diğer bankalarda bu işlem için dakikalarca telefonda beklediğimi bilirim. Hatta telefonda beklemek yetmeyip en yakın şubeye bile gitmem gerektiğini duymuşluğum bile var. Yakın bir zamana kadar Garanti’de de benzer bir durum varken Garanti’nin iş mimarları bu vahim duruma el atıp pratik bir çözüm bulmuşlar. Ne mutlu!
Yazı sonu bilgisi: Yakın zaman da Turkcell’in lokasyon bazlı servislerini kullanarak, wap.garanti.com.tr‘ye giren kullanıcılar kendilerine en yakın garanti şubeleri ve ATM’lerini görebilecekler. Bu enfes hizmeti de heyecanla bekliyorum. Giderek yaygınlaşacak olan bu lokasyon bazlı hizmetleri ilk kullanan banka olması da Garanti’nin ne kadar kullanıcı odaklı bir banka olduğunu göstermekte.
YTÜ Web Günleri’ne katıldım!
4 Nis

Serdar Kuzuloğlu’nun facebook’dan event açıp davetiye göndermesi sonucunda haberdar olduğum YTÜ Web Günleri etkinliğine geçen hafta katıldım. (Facebook hesabına sorgusuz sualsiz eklediği için kendisine koca bir teşekkür. Yoksa katıldığı seminerleri, etkinlikleri takip etmek imkansız oluyordu.) İki günlük bir etkinlik olan Web Günleri, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Bilişim kulübü tarafından gerçekleştirildi. Etkinlikte emeği geçen genç arkadaşlarıda salon içersinde fark etmek çok kolay oluyordu. Çünkü heyecanları ve telaşları yüzlerinden okunmaktaydı. Ben etkinliğin sadece ikinci gününe katılabildim.
Birinci güne katılanların anlattıklarına göre ilk gün daha çok işin mutfağından anlatımlar varmış. Program da gayet dolu doluydu. Fakat benim tez kabusum nedeniyle her saniyeyi daha bir anlamlandırmaya çalıştığımdan sadece çok beğendiğim ve istediğim oturumları seçtim.
Perşembe günü okula girerken biraz zorlandım. Hatta güvenlik görevlileri ‘’kardeş bi git, saat 2 gibi gel’’ bile dediler. Tersanelerdeki can pazarı nedeniyle bir grup gençlik sloganlar atıp bildiri okuyorlardı. O nedenle de güvenlik tetikteydi. Neyse sonra bir şekil ikna edip etkinlik alanına varabildim. Erken geldğim için de öncelikli olarak e-tohum oturumuna katıldım. ‘’Internet Projeleri Nasıl Ortaya Çıkıyor?’’ adlı bu oturumda e-tohum kapsamında seçilen 3 projenin yaratıcıları nasıl yola çıktıkları, ne gibi konularda zorlandıklarını anlattılar. Yaptıkları işler konusunda paylaşımda bulundular. (Bu arada bu oturuma katılan 3 projeninde çok ses getireceğini inanıyorum.) Salon içersindeki kitle konu ile yeni yeni haşır neşir olmaya başladığı için sorular biraz cılız, başlangıç düzeyinde kaldı. Onun dışında Sadık Kocapaşa, Onur Çakır, Metin Kahraman ve Harun Pekşen’i görmek ve dinlemek çok keyif vericiydi.
Gelelim asıl oturuma. “Blog Namı Diğer Sanal Günlük” adlı bu oturumda Eray Endeş, Arda Kutsal, Mert Erkal, M. Serdar Kuzuloğlu, Ersan Özer, Devletşah Alhanlıoğlu gibi isimlerden oluşuyordu. Tabii hemen kendilerinin de belirttiği gibi M. Serdar Kuzuloğlu, Ersan Özer direk blog sahibi olarak davet edilmedikleri konuyla bir şekilde alakadar oldukları herhalde orada olduklarını belirttiler. Bu oturumda diğer oturumlar gibi sayıca az bir kitle tarafından dinlenildi. O nedenle konuşmacılar salondaki bulunanların büyük bir çoğunluğunu önceden tanıdıklarını belirtti. Hatta Yıldız öğrencilerinden bile fazlayız dediler. Bu tip parıltılarda oturumun ne kadar renkli geçeceğini gösteriyordu. Öyle de oldu.
Oturumda konuşulan konuları hem yazıyı daha fazla uzatmamak adına hem de daha net anlaşılabilmesi için madde madde yazacağım.
· Blogların okunma oranının düşük olduğu sadece tarama yöntemi ile hızlı değerlendirildiği üzerine ufak bir sohbet geçti. Hatta ekran üzerinden okumanın zorluğundan bahsedildi. O nedenle Arda Kutsal yazıların hemen yanına bir print et ya da pdf dönüştür gibi bir buton olması gerektiğini söyledi. Ersan hocam hatta bu print alma işini iyice abartmış okuması gereken herşeyi print out alıyormuş.
· Serdar Hocam çok keyifli bir şekilde neden blog yazmaya başladığını anlattı.
· Ersan Özer microblogging’in daha hızlı ve pratik olduğunu vurguladı. Hiçbir ön hazırlık istemediği belirtti. Ersan Özer’in neler yapmaya çalıştığı ve neden bu tip işlerle uğraştığını belirtti. (Burak Büyükdemir friendfeed’de anlık olarak oturumu anlattığı yazıda bunu ersan kisaca tuzu olmasini istiyormus
olarak yazmış. )
· Pro blogger kimdir? A class blogger necidir? Gibi tanımlar yapıldı, bunlar üzerinden konular açıldı, örnekler verildi.
· Blog yazmanın yan faydalarından bahsedildi. Blog’lar yüzünden ne gibi geri dönüşler aldıkları değerlendirildi.
· Markalar ile blogların ilişkisi üzerinde duruldu. Bunun hangi derece de gerçekleştiği belirtildi.
· Devletşah zaten kendi başına bir öykü. Blog’u nasıl açtığı, blog üzerinden ev bulduğunu,iş tekliflerini yine blog’u nedeniyle aldığını (hatta bir sıra kocasınıda ordan bulduğunu söyledi. Bence Barış Özcan öyle internet bulunacak biri değil. J Hemen sonra inkar etti zaten J Çok güzeldi.) ve ilk reklamını nasıl aldığını kısaca anlattı. Ama benim inancım Devletşah bir bunları oturup yazmalı. Kitap haline getirmeli.
· Serdar Hoca blog’a bakışını belirtti. Neden hep uzun yazdığı ve yazılarında neden buraya eklemeler yapılacak gibi ibareler yazdığını belirtti. Serdar hoca konuştukça ağzından bal damlıyor. J
· Online yaşam ile offline yaşam arasında nasıl bir denge olacağı üzerine cümleler havalarda uçuştu.
· En güzel konulardan biride blogcuların nasıl böyle iyi gecinebileceği üzerine yapılan sohbetlerdi. Çünkü asıl olarak hepsi birbirinin rakibiydi. Hatta bu rekabetin, yemek bloglarında hat safada olması gerekiyorken nasıl oluyorda 60 blogcu toplanıp piknik yapabiliyor, bunu hayretle dinledik.
· İnternet özgürlüktür, parasızdır kavramlarının yarattığı sorunlar üzerine de bir iki cümle sarfedildi.
Evet aklımda kalanlar ve aldığım ufak notlar tamamıyle böyle. Güzel bir etkinlik hoş bir oturumdu. Hazırlanmasında emeği bulunan herkese bir kere daha teşekkürler.
Katıldığım oturumlarda bazı fotoğraflar çektim. Onlara da buradan erişebilirsiniz.
Kişisel tarihimde bir milad noktası
18 Şub
Bundan tam 10 yıl önce merhaba dediğim sanal alemler nedense bende çok güvenilir hissiyat yaratmadığı için bir türlü kişisel verilerimi siber alemin boşluklarında saklayamadım. En güvenilir ve huzurlu nokta her zaman benim güzel makinam göründü gözüme. O nedenle tüm e-postalarımı, resimleri, iş takvimleri, adres defterlerimi hep çevrimdışı kaynaklarda tuttum, sakladım.
3 veya 4 ay öncesinden başlayan karın ağrılarım ve çok sevgili mac-book’umun beni yarı yolda bırakması, problem yaratması sonunda aslında çok güvenilir bir dost olmadığını kanıtladı. (Yaşattığı problemleri yazmak için geniş bir vakit arıyorum. Çünkü o kadar fazla ki.Tam ders çıkartılacak nitelikte şeyler yaşadığımı düşünüyorum.)
15 Şubat 2009 tarihinden itibaren tüm kişisel bilgilerimi online kaynaklarda tutmak için koca bir adım attım. Bundan aylar öncesinde gmail’e archieve dediğim e-postaların artık hepsini google’ın personal service’leri üzerinden takip etmeye başladım. Adres defterimi google’ın ellerine emanet ettim. Takvim ve görevlerimi iphone ile senkronize edebilmek için scheduleworld’e yükledim. Yanımda koca koca defterler taşımak yerine ufak bir deftere yüklendim, acil not almam gereken bilgileri. Diğerleri artık evernote’un sıfır ve birleri arasında. Time-management içinde artık panaromalar benim sıkıntılarımı çekmiyor, rescuetime takip ediyor.
(Eskiz Defteri hakk?nda notlar: 2.yılını yakın zamanlarda dolduracak olan eskiz defteri için de artık wordpress alt yapısına geçiyorum. Eskiz Defteri için kendi yazdığım kodlar çok eski ve demode kaldı. WordPress bu işi artık çok üst çizgilere taşıdı. O nedenle bir türlü tamamlayamadığım arayüzü artık wordpress için uydurmaya başladım. Pek yakında o da tamam olacak.)


Son Yorumlar