Kişisel Notlar
Yaşayalım ki…
Eskiz Defterinin geçmişine baktığınız zaman sayfalarını bir başkasına emanet ettiğim çok nadir görülmüştir. Pek görülmemiş, okunmamıştır. Ama şu an ki duygularımı ifade edecek başka cümleler bulamadım. Can Yücel‘in cümlelerini emanet aldım.
Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek… Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.
Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. More >
Bilgiyi E-Dünya’da Kullanmak
25 Mayıs günü Doktora programı kapsamında aldığım knowledge management dersi kapsamında “Bilgiyi e-dünya’da kullanmak” konusunu hazırlayıp anlattım. Aşağıda da bu konu için hazırladığım sunum bulunmakta. Bilginin paylaşılması ve dağıtılmasından yola çıkarak e-dünya’da yani internette nasıl anlamlı hale getirelebileceğini detaylı olarak işledim. Kurumlarda ve işletmelerde kağıtsız bir ortam nasıl oluşturulabilir, kurumsal bilginin nasıl dijital ortamda paylaşılabileceğini ve yönetilebileceği üzerine paylaşımlarda bulundum. Bu konu üzerine, ilk fırsatta sizler için anlattıklarım ve tartışmarımızdan bir derleme hazırlayacağım.
Sunumu burada eklemiştim fakat blog’u çok yavaşlattı o yüzden sadece link veriyorum.
Slideshare.net üzerindeki diğer sunumlarımı ise buraya tıklayıp ulaşabilirsiniz.
Hatırlayalım ve çekinmeyelim…
Bana gelen bir toplantı tutanağının sonunda böyle yazıyordu… Ne kadar önemli ve gerekli bir husus değil mi? Çok güzel dile getirilmiş ve anlatılmış.
—-
Aptal fikir yoktur. Bir cok kisi tarafindan aptalca oldugu dusunulerek dile getirilmeyen fikirleri acikca paylasmayi cesaret edenler cok buyuk BASARILARA imza atanlar olmuslardir.
27.
Bu yazının üzerine yorum yapmak, söz söylemek yok. Kapalı. Bu nedenle, defterin eşi benzeri olmayan yazısı olacak bu yazı.
Çünkü eşi benzeri olmaya adanmış bir yazıdır, bu yazı.
Otuzuma merdiven dayadığım şu günlerde birçok şeyi karıştırmaya, anlamamaya başladım. Aklım bana oyunlar oynadı, unutmayı öğrendim.
Geçen günlerde çok koşturdum, çok yoruldum. Sayısız hata yaptım, onlarca kez tökezledim, yalpaladım. Kimi zaman dayanamadım düştüm. Ama hep kalktım. Hep kaldığım yerden devam ettim.
Başarılarım da oldu, olmadı değil. Tıpkı mutlu olduğum anların olması gibi.
Bir tek düşlerim yarenlik etti bana. Kör karanlıkta parlayan güneş, dipsiz kuyuda uzanan el oldular.
Dedim ya çok koştum, çok yoruldum ama hiç of demedim. Hiç keşkem olmadı benim. Belki de o nedenle çok kapı çaldım, yüreğimi açtım. Kimisi çok sert kapandı, kimisi ardına kadar açıldı. Bu kapılardan biri de…
En dağınık, en kendimi bilmediğim vakit açıldı. Ansızın bir gece vakti, bir dost meclisinde. Küçücük bir kadın, ufacıcık bir beden ama ummanlar kadar büyük bir yürek…
Tesadüftür ya bundan tam 3 yıl önce, otuzuma merdiven dayadığım şu günlerim tam üç yıl öncesi….
Oysa beklemiyordum, hiç hazır değildim. Yıllardır beklediğim, peşinden koştuğum kara sevda, ansızın ve fütursuzca sokulu verdi hayatıma, o minicik ayaklarıyla tane tane.
İçime işledi tane tane. En olmadık yanıma yerleşti. Dile kolay 3 yıl 300 yıl oluverdi. More >
Bildiğin demleme çay!
Doğadan demleme çay işine girdikten sonra çok akıllıca ve fark yaratan bir konumlama yapmıştı.Bu konumlama da, bizi demleme çaya olan düşkünlüğümüzden yakalayan Doğadan klasik bir test ortamı yaratıyor ve bu test ortamından da kendi poşet çaylarının normal demleme çaydan farksız olduğunu kanıtlıyordu. Bu ortamlarda değerlendirme yapan kişiler yakından tanıdığımız hayat içinden kahramanlardı.
Doğadan bu klasik yöntemi bir adım öteye taşıyıp (internet’in de olanaklarından yararlanarak) çok inandırıcı ve gerçek bir pazarlama iletişim çözümü üretti. Dediğim gibi reklamlarda kullanılan karakterler günlük hayattan görebileceğimiz kişiliklerdi. Aynı yöntemi internet üzerinden duyurarak iddaası olan bu ürünü gerçek olarak test edebilmemiz için denemeye sundular.
Çaysever olarak ben de Doğadan’nın bu test etme kampanyasına katıldım. Yukardaki görsel aracılığıyla basit bir form doldurdum ve yine çok basit bir mesajla işlemi tamamladığıma dair uyarı aldım. Asıl bu yazıyı yazmama sebep olan olay tam bu noktadan sonra başlıyor.
Doğadan’nın internet sitesi ve bu kampanyayı yürüttüğü sayfalar insana çok inandırıcı ve istikrarlı gelmiyordu. Hata şunu da açıkça diyebilirim ki doldurduğum form sonunda bana geridönüt veren sayfanın basitliği benim güvenimi biraz daha sarsmıştı. Fakat ürün hiç geç kalmadan kargo ile bana yazılan özel bir mektupla geldi. (Kişisel fikrim ürün iddaa edildiği gibi gayet başarılı ve fark yaratan özelliklere sahip.)
Bu noktaya kadar kampanya beni bir müşteri olarak son More >

Son Yorumlar