programlama

Evet kesinlikle mümkün. Doğru yöntemlerle programlama öğretmenin önemini bir önceki yazımda vurgulamıştım. Şimdi de bu eğitim sürecini nasıl daha keyifli hale getirebiliz neler yapabiliriz onlara bir göz atalım.

Öncelikle yazının ilk bölümünde geniş geniş anlatmıştım ama tekrar kısaca bir vurgu yapmam gerek. Pek güzel yurdumda, İlköğretim düzeyinde BT derslerinin geçmişi pek yok. Geleceği de hala pek net değil. Şu an en azından seçmeli olsa da BT  dersimiz var. Ama yeterli mi? Kesinlikle hayır. Bilişim teknolojileri ile haşir neşir nitelikli ve bilinçli bir nesil yaratabilmek için programlama eğitimi vermek şart. Çünkü bizi yaşadığımız bu çıkmazlardan ancak bilgi teknolojileri alanında yapacağımız gelişmeler kurtaracak. Çünkü bizim toplumun teknoloji kabullenmesi kadar hızlı ve kolay kabullenebildiği başka bir şey yok.

Neyse ufak bir ara mesajdan sonra gelelim asıl mesele. Eğlenerek nasıl programlama öğrenebiliriz? Bunun için özel olarak hazırlanan ve süreci olabildiğince keyifli ve eğlenceli hale getiren çok sayıda online araç mevcut. Şimdi onlara bir göz atalım.

1.codecombat.com

Oynarak Python veya JavaScript öğrenebileceğiniz sitede, öncelikli olarak kendi karakterinizi yaratarak oyuna başlıyorsunuz. Oyun tamamen ücretsiz ayrıca, RPG tarzı oyunda, hiç programlama bilmeseniz bile hızlıca adapte olabileceğiniz bir kurguya sahip. 2013 yılında yayın hayatına başlayan oyunda seviyeler henüz sınırlı sayıda. Fakat arkasındaki geliştirme ekibi oldukça sıkı çalışıyor. 

2. codewars.com

Savaş sanatları ağırlıklı teması ile samuray ruhu eşliğinde programlama öğretmek için hazırlanan ortamda her bir seviye “Kata” olarak adlandırılmış. Oyunda puan kazanabilmek için size sunulan “Kata” ları tamamlamanız gerekiyor. Şu an var olan katalarla; Ruby, JavaScript, veya Coffeescript dillerini öğrenebiliyorsunuz. İlerleyen dönemlerde, Python, Java, PHP ve Objective-C gibi dillerde eklenecekmiş. Sistemde ayrıca kendi “Kata” ‘nızı da oluşturabileceğiniz bir modül mevcut. Böylece arkadaşlarınız ile yapacağınız mücadelenin kurallarının kendiniz de belirleyebiliyorsunuz. Böylece öğretmenler kendi öğrencileri için de özel “Kata”‘lar hazırlayıp ders esnasındaki etkinlikleri daha eğlenceli hale getirebilir.

3. codeschool.com

Benim en çok beğendiğim ve sevdiğim proje. Diğer bahsettiğim ilk iki proje gibi ücretsiz olmasa da sunduğu araçlar ve altyapı ile diğerlerinden farklılık gösteriyor ve kesinlikle aylık istenilen miktarı ($29′cı) fazlasıyla hak ediyor. Ciddi bir ekip tarafından hazırlanan bu projede size iki günlük süreyle tüm bölümleri Hall Pass adını verdiği bir seçenek ile ücretsiz olarak size açıyor.Ayrıca, site içerisinde oyunları ve etkinlikleri başarıyla tamamlayarak puan kazanabiliyorsunuz. Kazandığınız bu puanları da öğrenmek istediğiniz programlama dilinin ilerleyen seviyeleri için kullanabiliyorsunuz. Codeschool’un oyun tarafı biraz daha az.Yani diğer projelerdeki gibi oyun teması üzerine kurulmamış. Genel olarak sistemde oyunlaştırma var desek daha doğru bir tanım olur. Tüm eğitimler öncelikle olarak kısa bir video ile başlıyor. Bu videoyu seyrettikten sonra oyuna geçiyorsunuz. Her ne kadar oyun kurgusu zayıf olsa da şu an en fazla programlama dili seçeneğini barındırıyor. Codeschool ile Ruby, Javascript, HTML/CSS, and iOS geliştirme ortamını öğrenebiliyorsunuz. .

07 Temmuz 20140 commentsDevamı

Programlama öğrenmek ciddi bir süreç. Hele bir de hiç bilmiyorsanız nereden başlayacağınıza karar vermek çok daha kritik ve önemli bir dönüm noktası. Bizim eğitim dünyamızda Matematik gibi Programlama da ne yazık ki doğru yerden başlayarak öğretilmiyor. O nedenle Matematik düşmanı genç beyinler yetiştiği gibi Programlama bilmeyen/sevmeyen (hatta nefret eden) bilgisayar nesli yetişiyor. Oysaki anlamlı ve değerli bir hayat için Matematik neyse Bilgisayar Bilimleri için programlama da o.

Peki böylesine değerli bir konu nasıl öğrencilere aktarılmalı? Programlama sevdalı olmasa da, problem çözme yeteneği gelişmiş algoritmik düşünce ile yoğrulmuş gençler nasıl yetiştirilebilir? Öncelikle programlama dili eğitimi verilmeyerek başlanabilir. Evet yanlış okumadınız programlama dili bilmek veya öğrenmek demek programlama bilmek demek değil. Büyük yanılgı buradan başlıyor.

Programlamanın en temelinde aslında “problem çözme” eylemi var. O nedenle öncelikle problemi tespit edip analiz etme, onu parçalara ayırma işin ilk aşaması. Problemi doğru kavramadan programlamanan bir çok yazılım hayatımızı kolaylaştırmaktansa yeni problemler yaratıyorlar. Oysa ki doğru çözümlenmiş bir problem nereden nasıl başlanacağı konusunda önemli ipucuları vermektedir.

İkinci aşamada ise,  çözüm metodlarının karar verilmesi geliyor. Çözüm metodlarının kara verilmesi ve değerlendirilmesi ise tasarım disiplininin kapsamında değerlendirilebilir. İşte bu noktada, yazılım mimarisinin rolü başlar. Tabii tasarım süreci ile mimarisini birbirine karıştırmamak gerek. Mimari de meseleyi detaylıca hem teknik hem de içerik açısıından irdelemeye başlanır. (Tasarım kelimesini de sakın ha grafik arabirim tasarımı olarak algılamayın :) )

Yazılım geliştirme yerine yazılım tasarımı ve yazılım mimarisi ilkelerini öğrenmek ile yola başlamak çok önemli ve değerli. Böylece programlama dilinden bağımsız olarak yola nasıl çıkılacağı, bir fikrin nasıl yazılıma adapte edileceği konusunda deneyim elde etmek mümkün. Çünkü veri yapıları ve tipleri ile haşır neşir olmak yazılımın sağlıklı geliştirilmesi için de önemli bir unsur.

Yazılım mimarisi şunları içerir :

  • Sistemin organizasyonu hakkında önemli kararlar
  • Sistemin önemli yapısal elementleri ve bunların arayüzleri ile birbirleri arasındaki etkileşim
  • Sistemin önemli yapısal ve davranışal elemanlarının altsistem’lere dağılımı

Yazılım mimarisi yapı ve davranışların yanı sıra kullanılabilirlik , fonksiyonalite , performans , esnekllik , yeniden kullanım , anlaşılırlık , ekonomik ve teknolojik kısıtlar gibi özellikleri de yansıtır.

Tüm bu özellikleri ile “Yazılım Mimarisi” sistemin anayasasıdır. Tüm yazılım geliştirme sürecinin merkezinde durur ve her türlü faliyete kılavuzluk eder.

Kısaca, yazılım mimarisi bize sistemin karmaşıklığını yönetmek ve bütünlüğünü korumak için , kontrol edilebilir bir yapı sunar.

Ayrıca artık sadece bunlarla başlamak yeterli olmuyor. Modern programlama dillerin artık hepsi nesne tabanlı geliştirme olanakları sunuyorlar. O nedenle nesne tabanlı programlama yaklaşımını benimsemek ve öğrenmekte başlangıç sürecine dahil edilebilir.

En son elde edilen tüm bu tecrübeler nasıl bir programlama dili ile birleştirilecek ona karar verilmeli.

 

 .

02 Temmuz 20140 commentsDevamı

Bilgisayar ile ilgili meslekleri düşünüldüğü zaman akla ilk gelen seçeneklerden biri her zaman programcı (diğer bir tabir ile geliştirici) olur. Kimilerine göre bir yaşam tarzı kimilerine göre ise bir kimliktir. Bu meslek erbabına sahip insanlar kimi zaman asosyal olarak yorumlanırken kimi zamanda kendilerini ifade etmekte zorlandıklarına dair düşünceler ortaya atılır. İşin müptelalarının ve duayenlerinin çeşitli metaformozlar geçirdiği ve katilden farksız olduğu bile iddia eden kimi uygulamalar mevcuttur. Ama işin özüne baktığınız zaman hayatın tam ortasında yatan bir derde çare bulmaya çalışır; problemlere çözüm üretebilmek”

İnsanoğlunun mayasında olan manayı bırakıp iskelete bağlanma çabası bu durumda da ayan beyan kendini gösterir. Programcıların bilgisayar başında harcadıkları saatleri, basit bir hatayı çözebilmek için sarfettikleri çaba gözleri korkutur. O nedenle bu bilişim dünyasına hayat veren bir ve sıfırların ete kemiğe büründüğü yazılım geliştirme alanı pek sevilmez.

Bu yazıyı da aslında o kadar korkulacak bir şey yok diyebilmek için yazıyorum. Hem modern tabiri ile yazılım geliştirmenin özünde programlamanın nereden nasıl başlanacağına dair giriş niteliğinde ısındırma yollarını tarif edeceğim.

1. Şu hayatta en azından bir tane bile problem çözdüyseniz, siz de bir programcısınız!

Evet acı ama gerçek olan bu. Hayat biz plan yaparken başımıza gelen olayların tümü ya, o nedenle problemsiz bir hayat düşünülemez. Yaşadığımız her gün onlarca sorun ve dert üzerine kafa yoruyoruz. Kimi zaman problemlerimiz ölçülebilir değerler barındırırken kimi zaman da sadece iç sıkıntısı ile manevi kaynaklardan ortaya çıkmış olabiliyor. Bir şekilde yaşamaya devam edebilmek için de tüm bunların üstesinden gelebilmek için gayret sarf ediyoruz. O nedenle size söylenen dilleri, yazım kurallarını unutun! Eğer hayatınızda en azından bir problem bile çözdüyseniz, demek ki için de canavar bir programcı yatmakta. Proglama yeteneğinin özünde saklı olan formül bize problem çözebilme yeteneği olarak tespit edebilme. Ne kadar hızlı ve doğru olarak problemi giderebiliyorsanız o kadar bu yolda yol kat edebilirsiniz. Türkiye’deki en büyük eksiklik yazılım alanındaki problemler gösterilmeden A,B,C dilleri ile yola çıkmak. Oysaki tüm dillerin çare bulduğu sorunlar hep aynı. Sadece söyleme şekilleri farklı. O nedenle algoritma dediğimiz sihirli bir yapı ile problemlerin nasıl çözebileceğimizi öğrenmemiz gerek. Daha sonra da bilgisayara doğru bir şekilde anlatabilmek için programlama dillerine başvurmalıyız.

Haydi bir de şu yöntemle problemlere bakalım; Günlük hayatta çözdüğümüz problemleri adım adım kağıda yazarak düzenleyin. Eğer problem gözümüze büyük geliyorsa problemi meydana getiren sorunları küçük parçalara bölelim. Tek büyük bir problemi parça parça bölelim. Her küçük parçayı çözümleyip büyük sorunu ortadan kaldırmaya gayret edelim. Tüm yaptıklarımızı da kağıt üzerine ister şekillerle, ister düz yazı ile not edelim. İşte hepsi bu!

2. Bir yerlerden başlamak için ısındırma kitapları

Yola devam etmek için bir nebze uzman desteği almak her zaman iyidir. Malesef programlama becerisi ve yazılım geliştirme teorileri üzerine çok sayıda Türkçe kitabımız yok. Özellikle basit bir dil ile neyin nasıl yapıldığını anlatan bir kitabımız yok. Bu noktada biraz İngilizce bilmenizin paha biçilmez olacağının altını kuvvetle çizmek isterim. Çünkü bu alanda yapacağınız çalışmalarda size destek olacak tüm doyurucu kaynaklar hepsi ama hepsi İngilizce. Örneğin, programlamaya başlamak istiyorum ama nereden nasıl olacağını bilmiyorum diyorsanız, O’Reilly başucu kitabı sayılacak Code Simplicity‘i bir an olsun yanınızdan ayırmayın derim. Programlama düşüncesi ve sanatını hiç derinlere inmeden size anlatan bu kaynak manayı çöze bilmenize yardımcı olacaktır. Kitabın konularından yola çıkarak yapacağınız küçük çaplı bir amazon araştırmasında bile başka yayınevlerinin birçok benzer nitelikle kitabı olduğunu an be an görebilirsiniz. Onlara da bir göz atmanızı tavsiye ederim.

3. Sevdiğiniz ortamı ve medyayı belirleyin!

İlk projenizi gerçekleştirebilmek için oturup ANSI-C ile makina dilinde geliştirme yapmanız gerekmiyor! Gelişen teknoloji ve büyüyen komüniteler sayesinde programlama dilleri de gelişti ve çoğaldı. Eskiden low-level diyebileceğimiz 1-2 dil varken artık onlarca dil ve platform arasından size en uygun olanını seçebiliyorsunuz. Bu karışıklık ve çeşitlilik içerisinde en doğru yolu bulabilmek için ilk yapmanız gereken; projenizi hangi medya veya aygın için geliştirmek istediğinize karar vermek olacaktır. Bu seçimi yaptıktan sonra o aygıt veya medya için özelleşmiş geliştirme ortamlarını incelemeye başlayabilirsiniz. Bu noktada yazılım geliştirme uzmanları için verilen iş ilanları da size yol gösterebilir. Örneğin, projeniz web tabanlı bir sistem ise, sizin için uygun olan sunucu dillini tespit edebilmek için bu konuda verilen iş ilanlarına bakmak oldukça yol gösterecektir. Türkiye ekseninde günümüzde sunucu dili için verilen ilanlara baktığınız zaman “.net platformu” ve “php ortamının” yaygınlığı gözünüze çarpacaktır. Buradan hareket ile İnternet üzerinde ufak bir araştırma ile sizin için en doğru dili bulabilirsiniz. Bu seçimi yaparken faydalanabileceğiniz bir diğer yöntem ise sizin projenize benzer nitelikteki projelerin altyapılarını ve kullandıkları teknolojileri incelemek olacaktır. Bu sayede hangi programlama platformundan başlayacağınıza hızlı bir şekilde karar verebilirsiniz.

4. Programlama dilini öğrenmeye çalışmayın, proje geliştirin!

Yapılan tüm araştırmalar gösteriyor ki programlama için en iyi öğrenme metodu sadece ve sadece oturup proje geliştirmektir. Bu işin başka bir yolu yok malesef. Eğer farzedelim, php öğrenmek için video derslerini takip edeceğim kitaplar okuyacağım derseniz, “çöpe atacak bol bol vaktiniz var demek ki” derim. Çünkü bir programlama diline hakip olabilmek için çılgınca not tutmak veya onlarca kitap okumak hiçbir anlam ifade etmez. Eğer öğrenilen yabancı dilde olduğu gibi kullanılmayan bilgi, kelime, ifade zihni yoran çöpten başka bir şey olmayacaktır. O nedenle bir dile hakim olabilmek için o kadar çok kullanmanız yani proje geliştirmeniz gerekmektedir. Ancak dilin sınırlarını ve kabiliyetlerini bu şekilde görebilecek ve fark edebileceksiniz.

5. Çalışacağınız ortam için şartları belirlemek

Bir programcının en büyük gücü sahip olduğu IDE’dir. IDE programlama serüveninin gerçekleştiği ortamdır. “integrated development environment”, “integrated design environment ” veya “integrated debugging environment” gibi açılımlara sahip yazılım geliştiricilerinin proje geliştirmesinde onlara yardımcı olan yazılımlara, ortamlara verilen addır. En basit haliyle; notepad’dir, word’dür. Zamanı gelince saatlerinizi, günlerinizi başında geçireceğiniz bu ortamın en iyi koşullara sahip olması gerekir. Bu koşullar kişiden kişiye beklentileri ölçeğinde değişir. Başka bir yazının konusu olan IDE seçimi önemli ve göz ardı edilmemesi gereken bir iş ortağı seçimidir.

6. Deadline ile erken tanışmayın, acele etmeyin

Programcının en büyük düşmanı deadline’lardır yani teslim zamanları. Bu o kadar kabus hale dönüşür ki, programcıların durmadan çalışmasına sebep olan en büyük ve kritik etken halini alır. Programlamaya başladığınız ilk adımınızda bir öğrenci olduğunuzu unutmayın, kendinizi kesinlikle bir ticari yazılım geliştirme süreci içerisine dahil etmeyin. Öğrenim sürecinde olabildiğince emin ve sakin olarak ilerleyin. Çözümlediğiniz problemleri iyi tespit edin ve doğru bir şekilde öğrene bildiğinizden emin olun. Sakin olun, sabırlı olun, detayları görebilmek ve çözümleyebilmek için olabildiğince ter dökün.

7. Son bir öneri; Janki Method

En son ipucu bir metod önerisi olacak; Janki Method. Ünlü ve yetenekli bir Ruby programcısı olan Jack Kinsella’nın beyin mıncıklayıcı metodu Malcolm Gladwell’ın Outliers adlı kitabında söylediği ustalaşmak için geçirebileceğiniz 10.000 saati üretken bir programcı olabilmeniz için tarif ediyor. En azından ufuk çizginizi yeniden biçimlendirmenize olanak sağlayacak bu metoda bir göz atmanızı tavsiye ederim.

8. Soru sormaktan çekinmeyin

Soru sormak hayatın merkezinde olan bir olay. Programcı için de can simiti niteliği barındırıyor. O nedenle hiçbir zaman soru sormaktan çekinmeyin, daima sorun. Sorulan soruları inceleyin. Bunun için muhteşem bir kaynak olan stackoverflow.com sık sık ziyaret edin. Sizin yaşadığınız problemin bir benzerini bir başkası da yaşamış olabilir, o nedenle daima sorulan soruları incelemeniz de fayda var.

 

Son cümleler…

Öğrenme çok kişisel bir süreç. Burada bahsettiğim metodlar, benim gözlemlerimden ve araştırmalarım kapsamında tespit ettiğim notlar. Tamamı veya bir kısmı sizin için uygun olabilir. Ama programlama ve program geliştirme önemli bir davranış şeklidir. Herkesin bir miktar sahip olması hayatına büyük bir renk katacaktır.

Sizde neden programlamayı sevmediğinizi? ya da nerelerde zorlandığınızı? ya da öğrenme süreçlerinizden bahsederseniz çok mutlu olurum.

 .

23 Ocak 20132 commentsDevamı

Web tasarımın vazgeçilmez ortamı herkesin bildiği gibi internet gezginleri yani orjinal tabiriyle browser’lardır. Browser’lar artık taş devri dönemlerini tamamlayıp daha gelişkin ve daha hünerli hale geldi. Hatta bu kulvardaki teknolojik gelişmeler browser’ların yerinde saymasına da engel oldu ve onları da beraberinde gelişmeye zorladı.

Bundan bir yıl öncesine baksak, çok daha kritik bir konudan bahsediyor olacaktım ama şu an için kritik önemini azda olsa azaltan bir ortam var. HTML5′in vazgeçilmez olması, CSS3′ün hünerleri artık browser’ların daha stabil ve daha kullanıcı dostu olmasını sağladı.

Ama yine de front-end developer’ların yani web tasarımcıların atlamamaları gereken önemli bir test adımı var; browser uyumluluk testleri. (testing browser compability)

Bu test işlemleri, arayüzün web’e adapte edilmesi için yapılacaklar tamamlandıktan sonra hangi browser’da ne ölçüde başarılı görüntülendiği ve kullanılabilirliği ne ölçüde etkilediğini ölçmek adına önemli bir adımı barındırır. Testlerin sonucuna göre hangi platformlar üzerinde hangi browser’lar ile ne gibi sorunlar çıkabileceği tespit edilir. Yayın öncesi, daha iyi bir kullanıcı deneyimi yaratabilmek için browser kaynaklı teknik sıkıntılar tespit edilir ve giderilir.

Yazının devamında browser uyumluluk testleri için kullanabileceğiniz bazı araçlardan bahsediyor olacağım.

1. Tüm platformlarda tüm browser’ların ekran görüntüsünü görebilmek için: browsershots.org

Browser testi deyince akla her zaman ilk gelen bir site olurlar kendileri. Tıpkı mendile isim veren selpak gibi literatüre geçmişlerdir. Zaman zaman aşırı yavaş olsa bile sitelerin browser ve platformlar üzerindeki durumlarını kontrol edebilmek için başarılı bir test ortamı sağlar. Seçtiğiniz kriterlere uygun ortamlardaki görüntüleri sizin için screenshot olarak derleyip sunabilir. Ayrıca, açık kaynak bir proje olması ile de kalplerimizin en nadide yerine sahiptir.

 

2. iyi bir internet explorer test ortamı için: ietester

Browser uyumluluk testleri dendiği zaman terazinin bir tarafına internet explorer ve ailesini, diğer tarafına da var olan bilindik tüm tarayıcıları koyabilirsiniz. Emin olun Microsoft’un vazgeçilmez browser’ı tek başına tüm browser’lardan kat be kat daha çok başınızı ağrıtabiliyor. Bunun için de vakti zamanında (özellikle internet explorer 6′nın hükümdar olduğu dönemlerde) sıklıkla kullandığım ietester’lara yine bir göz atmanızda fayda var. IE-6′nın krallığı sona ermesiyle, ietester çok kan kaybetmiş olsa bile,, IE ailesi için hızlı ve dinamik testler yapabileceğiniz bir araç. Ne zaman lazım olabileceği inanın bilemezsiniz.

 

3. adobe’un browser compatibility ortamı: browserlab

Adobe’un CS4 ile beraber hayatımıza kattığı web tabanlı servislerden biri olan Adobe browserlab, Dreamweaver ile çok iyi çalışıyor. Özellikle CS5′den sonra gelişmiş entegrasyon özellikleri ile Dreamweaver’ını harika bir test ortamına çeviriyor. Böylece, farklı platform ve farklı browser’ların görüntülerini editör üzerinden edinebiliyorsunuz. Sadece test etmenize değil karşılaştırmalar yapmanıza da olanak veriyor. Uygulamanın arayüzü flex tabanlı olması ile kullanıcı dostu ve klasik Adobe yaklaşımını buram buram sezebilirsiniz. CSS kaynaklı kaymaları, bozulmaları tespit edip size analiz yapabilmeniz için çeşitli ölçüm araçları barındırması da sistemin artı değerlerinden biri. Örneğin bu işlem için browerlab’a eklenen cetvel aracı, ilginç ve pratik.

 

4. web tabanlı internet explorer testleri için alternatif bir çözüm: netrenderer.com

Alman kökenli netrenderer projesi de browsershots gibi web tabanlı çalışan ve seçtiğiniz kriterlere göre size preview screenshot’lar hazırlayan bir başka proje. İncelememe dahil etmemin en büyük sebebi çok hızlı olması. Seçtiğiniz kriterlere göre size hızlı bir preview hazırlıyor. Benzer uygulamalardan en büyük eksik yanı işletim sistemini bir parametre olarak seçemiyorsunuz.  Her ne kadar bünyesinde IE-10 Consumer Preview’i de barındırıyor olsa bile browser çeşitliliği de şu an için az.

 

5.İdeal test ortamı: Sanal Bilgisayarlar üzerinde gerçek testler yapın!

İdeal test ortamını tanımlamak istersek tek çıkar yol sanal pc kurulumları olduğunu açık ve net olarak görebilirsiniz. Çünkü üzerinde çalıştığınız projelerin büyüklüğü, tasarladığınız arayüzün sahip olduğu oyunlara göre yapacağız testlerinde ciddiyeti ve kapsamı artacaktır. Anlık alacağınız preview’ler genel olarak projeyi test etmeye yeterli olmayacaktır.  Bir de tabii bu işten ekmek yiyor ve bu işi profesyonel olarak yapıyorsanız muhakkak ama muhakkak en uygun ve elverişli bir test ortamı yaratmanız gerekecektir. O nedenle uygun bir sanallaştırma yazılım paketi ile projenin hedeflediği platformları seçerek kurulumları yapabilir. Daha sonra browser’ların kurulumlarını bu sanal işletim sistemleri üzerine gerçekleştirebilirsiniz. Bu test ortamını hazırlamak elbette biraz vaktinizi alacaktır ama var olabilecek hataları kullanıcıdan önce test edebilmenize olanak sağlayacaktır. Bu test ortamını yaratabilmeniz için bilmeniz gerekenler ise;

  • sanal pc yazılımı ve kurulumu (wmvare workstation, Microsoft’un virtual pc’si veya Oracle’ın virtual box’ı işini görecektir.)
  • işletim sistemlerinin kurulum cd-rom’ları
  • test yapmak istediğiniz browser’ların kurulum dosyaları (güncel ve yaygın olarak kullanılan browser’ları takip edebilmeniz için güzel bir kaynak)
  • tek bir işletim sisteminde farklı sürümlerde birden fazla internet explorer çalıştırma (bu işlem için bu yazıya göz atabilirsiniz)
Peki kolları sıvadınız benim önerim olan ideal test ortamını hazırlamaya karar verdiniz? Peki hangi işletim sistemleri ve hangi browser’ları kuracaksınız? Bunun için de aşağıdaki listeyi bir göz atmanız yeterli olacaktır.

 

 

 

 .

09 Nisan 20120 commentsDevamı

Geçen yazımda processing’de programlama konusunda değinmiştim. Bu yazımda yine başka bir açık kaynak programlama dili olan Qt üzerine söz edecegim.

Qt, platform bağımsız kullanıcı grafik arabirimi için geliştirilmiş bir araçtır. 2008 yılında Nokia’nın satın alması ile artık tam anlamıyla bir açık bir ortamda geliştirilmese de hem LGPL lisanslı hem de ticari lisanslı olarak 2 ayrı lisans ile dağıtılmaktadır. İlk geliştiricisi Trolltech adlı firmadır. Bu firma Qt’u ilk başta ticari ortamda çıkarsa da geçen süreç içersinde özgür ortam şartlarına göre lisanslamak zorunda kalmıştır. Nokia’nın satın almasıyla birlikte de yukarda bahsettiğim gibi 2 farklı lisansla dağıtılır hale gelmiştir. Nokia, uzunca bir zamandır Qt geliştirme ortamı için büyük yatırımlar yapmakta. Tüm yeni nesil telefonlarında Qt framework’ü yüklü olarak geliyor. Eski modellerde ise ovi mağazası üzerinde Qt framework’ü indirilip yine Qt uyumlu hale getirilebiliyor. O nedenle Nokia’nın geniş skalada ürettiği telefon modelleri arasındaki en büyük standardizasyonu bu araç ile sağlamakta.

Çoklu platform destekleyen bir GUI (Graphic User Interface) olduğu için birçok programlama diliyle uyumlu çalışır. Genel olarak ama C++ ile birlikte kullanılmaktadır. Nokia uygulama geliştirme ortamı için hazırlanan Nokia Qt Creator editörü de C++ için optimize edilmiştir. Ancak Qt yi sadece bir görsel uygulama kütüphanesiymiş gibi düşünmek de yanlış olur. Qt bünyesinde her türlü araç ve kütüphaneyi barındıran çok geniş bir ortamdır.

Araya girip ufak bir açıklama yapacağım; peki, belli bir platforma bağımlı kalmadan derken neyi kastediyoruz? Qt kullanarak geliştirdiğiniz uygulamaları üzerinde herhangi bir değişiklik yapmadan pek çok masaüstü bilgisayar ve gömülü işletim sistemlerinde kullanabilirsiniz. Qt, MacOS 10.2.8+, X11 ile UNIX (Linux, FreeBSD, Solaris) ve Windows 98/NT/2000/XP ve üzerini desteklemektedir. Qt ile yazmış olduğunuz kodları bu platformlar arasında rahatça taşıyabilirsiniz.

Qt arayüz geliştirme konusunda gelişmiş araçlara sahip olsa da aynı zamanda veritabanı ve ağ işlemleri konusunda da epeyce bir yeteneklidir. Özellikle veritabanı konusunda Qt çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Qt,  Oracle,Ms Sql Server, Sybase Adeptive Server, IBM DB2, PostgreSQL, MySQL, Borland Interbase, SQLite, ve ODBC-uyumlu tüm veritabanlarını desteklemektedir.

Qt üzerine yazmaya devam edeceğim..

07 Mayıs 20110 commentsDevamı
View Sidebar