yazılım geliştirme

Programlama öğrenmek ciddi bir süreç. Hele bir de hiç bilmiyorsanız nereden başlayacağınıza karar vermek çok daha kritik ve önemli bir dönüm noktası. Bizim eğitim dünyamızda Matematik gibi Programlama da ne yazık ki doğru yerden başlayarak öğretilmiyor. O nedenle Matematik düşmanı genç beyinler yetiştiği gibi Programlama bilmeyen/sevmeyen (hatta nefret eden) bilgisayar nesli yetişiyor. Oysaki anlamlı ve değerli bir hayat için Matematik neyse Bilgisayar Bilimleri için programlama da o.

Peki böylesine değerli bir konu nasıl öğrencilere aktarılmalı? Programlama sevdalı olmasa da, problem çözme yeteneği gelişmiş algoritmik düşünce ile yoğrulmuş gençler nasıl yetiştirilebilir? Öncelikle programlama dili eğitimi verilmeyerek başlanabilir. Evet yanlış okumadınız programlama dili bilmek veya öğrenmek demek programlama bilmek demek değil. Büyük yanılgı buradan başlıyor.

Programlamanın en temelinde aslında “problem çözme” eylemi var. O nedenle öncelikle problemi tespit edip analiz etme, onu parçalara ayırma işin ilk aşaması. Problemi doğru kavramadan programlamanan bir çok yazılım hayatımızı kolaylaştırmaktansa yeni problemler yaratıyorlar. Oysa ki doğru çözümlenmiş bir problem nereden nasıl başlanacağı konusunda önemli ipucuları vermektedir.

İkinci aşamada ise,  çözüm metodlarının karar verilmesi geliyor. Çözüm metodlarının kara verilmesi ve değerlendirilmesi ise tasarım disiplininin kapsamında değerlendirilebilir. İşte bu noktada, yazılım mimarisinin rolü başlar. Tabii tasarım süreci ile mimarisini birbirine karıştırmamak gerek. Mimari de meseleyi detaylıca hem teknik hem de içerik açısıından irdelemeye başlanır. (Tasarım kelimesini de sakın ha grafik arabirim tasarımı olarak algılamayın :) )

Yazılım geliştirme yerine yazılım tasarımı ve yazılım mimarisi ilkelerini öğrenmek ile yola başlamak çok önemli ve değerli. Böylece programlama dilinden bağımsız olarak yola nasıl çıkılacağı, bir fikrin nasıl yazılıma adapte edileceği konusunda deneyim elde etmek mümkün. Çünkü veri yapıları ve tipleri ile haşır neşir olmak yazılımın sağlıklı geliştirilmesi için de önemli bir unsur.

Yazılım mimarisi şunları içerir :

  • Sistemin organizasyonu hakkında önemli kararlar
  • Sistemin önemli yapısal elementleri ve bunların arayüzleri ile birbirleri arasındaki etkileşim
  • Sistemin önemli yapısal ve davranışal elemanlarının altsistem’lere dağılımı

Yazılım mimarisi yapı ve davranışların yanı sıra kullanılabilirlik , fonksiyonalite , performans , esnekllik , yeniden kullanım , anlaşılırlık , ekonomik ve teknolojik kısıtlar gibi özellikleri de yansıtır.

Tüm bu özellikleri ile “Yazılım Mimarisi” sistemin anayasasıdır. Tüm yazılım geliştirme sürecinin merkezinde durur ve her türlü faliyete kılavuzluk eder.

Kısaca, yazılım mimarisi bize sistemin karmaşıklığını yönetmek ve bütünlüğünü korumak için , kontrol edilebilir bir yapı sunar.

Ayrıca artık sadece bunlarla başlamak yeterli olmuyor. Modern programlama dillerin artık hepsi nesne tabanlı geliştirme olanakları sunuyorlar. O nedenle nesne tabanlı programlama yaklaşımını benimsemek ve öğrenmekte başlangıç sürecine dahil edilebilir.

En son elde edilen tüm bu tecrübeler nasıl bir programlama dili ile birleştirilecek ona karar verilmeli.

 

 .

02 Temmuz 20140 commentsDevamı

Framework’ler üzerine yazmayı ve seviyorum. Eskiz defterinin sayfalarında zaman zaman farklı alanlardaki frameworkler üzerine ayırdığım oldu. Bu sefer de HTML5 üzerine bir derleme sunacağım.Yanlız şunu belirtmekte fazda var; burada anlatacağım framework’ler front-end konusunda uzmanlaşmış HTML5 destekli duyarlı uygulama iskeletleri. Yani katıksız bir HTML5 uygulama geliştirme konusunda pek hünerli değiller. (O konuda da çok başarılı framework’ler. Onları da ayrıca başka bir yazı da değineceğim.)

Ünlü arayüz tasarımcısı ve geliştiricisi, Ethan Marcotte bir konuşmasında her front-end developer’ların az ve çok muhakkak bir miktar korsan şapkası giymesi gerektiğini belirtmişti. Özellikle web dünyası başta olmak üzere arayüz tasarımında, artık kabul edilmesi gereken grafik elementler çok yaygınlaştı ve benimsendi. Hatta kullanıcı dostu bir uygulama geliştirmek istiyorsanız muhakkak bu standartlara dikkat etmeniz gerekiyor.

Bu nedenle Marcotte, arayüz geliştiricilerinin bu durumdan kaçamayacağını ve muhakkak geçtiği yollarda izleri takip etmesi gerektiğini vurgulamıştı. Böylece uygulamaların yol üzerindeki, bariz ve büyük çukurlara düşmesinin engellenebileceğini savunmuştu.  Bence de çok haklıydı. Hem böylece uygulamaların yaşam döngüsü çok hızlı ilerliyor ve bir an önce kullanıcısına kavuşuyordu.

Bu hızlanma ve tutarlığı destekleyen en önemli teknolojik araçlardan biri de tabii ki Framework’ler. Türkçesi ile uygulama iskeletleri.  Browser uyumluğu, medya tutarlığı gibi kritik konulara büyük çözümler üreten HTML5 framework’ler, uygulama sahibinin fikre odaklanmasını sağlıyor ve üzerindeki yükleri hafifletiyor. Büyük komünitelerin ve kurumların desteklediği bu framework’ler her geçen gün daha fazla yaygınlaşıp daha çok uygulamanın eti kemiğine bürünüyor. Şimdi sırasıyla bunları inceleyelim

1.Bootstrap

Söze, Twitter Bootstrap ile başlayınca diğer alternatiflerin pek bir önemi kalmıyor. HTML5 konusunda en güçlü ve pratik framework herkesin ortak kaanati ile kesinlikle Bootstrap‘ dır. Geliştiricilere ve tasarımcılara zengin seçenekler sunan framework, tüm medyaları da sorunsuz destekliyor. Adaptasyon problemi yaşamıyor. O nedenle yapacağız uygulamaların, sitelerin mobile, tablet ve pc uyumluluğunu çok rahat ve hızlı bir şekilde sağlayabilirsiniz. 12 sütunluk bir iskelet desteği sunan paket, 724px, 940px ve 1170px olmak üzere 3 farklı sabit sayfa düzeni ile de hazır olarak geliyor. (Tabii isterseniz bu standartlara da müdahale edebiliyorsunuz. ) Hızlı prototipleme için de oldukça kullanışlı olan set, github üzerinden yönetilebiliyor ve bir çok browser sürümü tarafından sorunsuzca destekliyor.

Olayın güzel yani etkileşim boyutunda kendini gösteriyor. Geniş bir javascript desteği sunan paket, ayrıca komunite tarafından desteklenen ve geliştirilen yüzlerce eklenti ile de ihtiyaca yönelik çok rahat ve hızlı özelleştirilebiliyor.

2.Foundation

Bootstrap‘ın en büyük alternatiflerden biri olan Foundation, Zurb firması tarafından açık kaynak olarak geliştiriliyor. mobile-first yaklaşımı ile geliştirilen framework, zengin bir ızgara yapısı sunuyor. 16 sütunluk ızgara yapısı eğer size yetersiz gibi geldiyse, ihtiyacınıza göre çok daha fazla özelleştirebilirsiniz. Zengin mobil desteği ile gelen paket bir çok browser ile de sorunsuz çalışabiliyor. Ekstra hiçbir eklentiye ihtiyaç duymadan standart pakete bir çok UI elementi dahil olarak geliyor. Tooltip, uyarı, hata ve geri bildirim ifadeleri mobil ile birebir uyumlu halde paketin içerisinde sizin emirlerinizi bekliyor. Joyride desteği de olan Foundation şke çok rahat bir şekilde CSS veya SCSS parametrelerini özelleştirebiliyorsunuz. Diğer bir tadına doyamayacağınız özelliği de Magellan adındaki sayfa pozisyon yönetimi. Sayfa içinde yapışkan sabit bölümler oluşturabilmek için harika kolaylıklar sunuyor.

3.HTML5 Boilerplate

Yüksek performans ve farklı bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyorsanız bu framework tam size göre olabilir. Noarmalize.css adını verdikleri css sıfırlama derlemesi ile farklı bir bakış açısı getiren paket, sağlam referans portfolyosu ile de göz dolduruyor. Google Microsoft ve Nasa gibi firmalarında tercihi olan Boilerplate, JQuery’nin yanı sıra Modernizr kütüphanesini de destekliyor.

4.Skeleton

Responsive Design (Duyarlı Tasarım) konusunda oldukça iddialı olan Skeleton, 12 sütunluk ızgara sistemi ile geliştirilmiş bir HTML5 framework’ü.  Çok ufak boyutu ile göz dolduran paket, hızlı geliştirme konusunda güzel bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. 17″ gibi büyük ekran laptop’lar için de destek veren Skeleton mobil aygıtları da desteklemekten vazgeçmiyor.

5. HTML KickStart

Şimdi, HTML KickStart’a göz atalım. Oldukça kolay ve hızlı öğrenebileceğiniz bu framework ile çok hızlı bir şekilde geliştirebilirsiniz. İçerisinde onlarca hazır UI öğesi barındıran paket sayesinde, hazır elementleri kullanarak hızlı HTML5 prototipler hazırlayabilirsiniz.

6. 52framework

CSS3′ün tüm nimetlerinden faydalanan, içerisinde HTML5 video oynatıcı olan güzel düşük boyutlu bir paket olan 52framework, serinin en son alternatifi. Tam olarak duyarlı web konusunda büyük iddiaları olmasa, sahip olduğu hünerler konusunda yadsınamayacak bir seçenek gibi duruyor.

İlk okunduğu zaman insanın iştahını kabartan bu framework’ler bilinçsizce ve dikkatsizce kullanımlarda başınızı ağrıtabilir. Proje kapsamı ve detayı çok iyi belirlendikten sonra artıları ve eksileri çıkartarak iyi bir SWOT analizi ile framework seçimi yapılmalı. Aksi takdirde, dört nala koşup hızlıca projemi çıkartayım derken ayağınız takılıp düşebilir ve büyük yaralar alabilirsiniz. Bu noktada en büyük görev yazılım mimarisini hazırlayan kişilere düşüyor. Bu analizler ve değerlendirmeleri iyi yaparak karar vermeli. Bol bol başarılı projelere imza atmanızı diliyorum!

 .

25 Haziran 20131 commentDevamı

Bilgisayar ile ilgili meslekleri düşünüldüğü zaman akla ilk gelen seçeneklerden biri her zaman programcı (diğer bir tabir ile geliştirici) olur. Kimilerine göre bir yaşam tarzı kimilerine göre ise bir kimliktir. Bu meslek erbabına sahip insanlar kimi zaman asosyal olarak yorumlanırken kimi zamanda kendilerini ifade etmekte zorlandıklarına dair düşünceler ortaya atılır. İşin müptelalarının ve duayenlerinin çeşitli metaformozlar geçirdiği ve katilden farksız olduğu bile iddia eden kimi uygulamalar mevcuttur. Ama işin özüne baktığınız zaman hayatın tam ortasında yatan bir derde çare bulmaya çalışır; problemlere çözüm üretebilmek”

İnsanoğlunun mayasında olan manayı bırakıp iskelete bağlanma çabası bu durumda da ayan beyan kendini gösterir. Programcıların bilgisayar başında harcadıkları saatleri, basit bir hatayı çözebilmek için sarfettikleri çaba gözleri korkutur. O nedenle bu bilişim dünyasına hayat veren bir ve sıfırların ete kemiğe büründüğü yazılım geliştirme alanı pek sevilmez.

Bu yazıyı da aslında o kadar korkulacak bir şey yok diyebilmek için yazıyorum. Hem modern tabiri ile yazılım geliştirmenin özünde programlamanın nereden nasıl başlanacağına dair giriş niteliğinde ısındırma yollarını tarif edeceğim.

1. Şu hayatta en azından bir tane bile problem çözdüyseniz, siz de bir programcısınız!

Evet acı ama gerçek olan bu. Hayat biz plan yaparken başımıza gelen olayların tümü ya, o nedenle problemsiz bir hayat düşünülemez. Yaşadığımız her gün onlarca sorun ve dert üzerine kafa yoruyoruz. Kimi zaman problemlerimiz ölçülebilir değerler barındırırken kimi zaman da sadece iç sıkıntısı ile manevi kaynaklardan ortaya çıkmış olabiliyor. Bir şekilde yaşamaya devam edebilmek için de tüm bunların üstesinden gelebilmek için gayret sarf ediyoruz. O nedenle size söylenen dilleri, yazım kurallarını unutun! Eğer hayatınızda en azından bir problem bile çözdüyseniz, demek ki için de canavar bir programcı yatmakta. Proglama yeteneğinin özünde saklı olan formül bize problem çözebilme yeteneği olarak tespit edebilme. Ne kadar hızlı ve doğru olarak problemi giderebiliyorsanız o kadar bu yolda yol kat edebilirsiniz. Türkiye’deki en büyük eksiklik yazılım alanındaki problemler gösterilmeden A,B,C dilleri ile yola çıkmak. Oysaki tüm dillerin çare bulduğu sorunlar hep aynı. Sadece söyleme şekilleri farklı. O nedenle algoritma dediğimiz sihirli bir yapı ile problemlerin nasıl çözebileceğimizi öğrenmemiz gerek. Daha sonra da bilgisayara doğru bir şekilde anlatabilmek için programlama dillerine başvurmalıyız.

Haydi bir de şu yöntemle problemlere bakalım; Günlük hayatta çözdüğümüz problemleri adım adım kağıda yazarak düzenleyin. Eğer problem gözümüze büyük geliyorsa problemi meydana getiren sorunları küçük parçalara bölelim. Tek büyük bir problemi parça parça bölelim. Her küçük parçayı çözümleyip büyük sorunu ortadan kaldırmaya gayret edelim. Tüm yaptıklarımızı da kağıt üzerine ister şekillerle, ister düz yazı ile not edelim. İşte hepsi bu!

2. Bir yerlerden başlamak için ısındırma kitapları

Yola devam etmek için bir nebze uzman desteği almak her zaman iyidir. Malesef programlama becerisi ve yazılım geliştirme teorileri üzerine çok sayıda Türkçe kitabımız yok. Özellikle basit bir dil ile neyin nasıl yapıldığını anlatan bir kitabımız yok. Bu noktada biraz İngilizce bilmenizin paha biçilmez olacağının altını kuvvetle çizmek isterim. Çünkü bu alanda yapacağınız çalışmalarda size destek olacak tüm doyurucu kaynaklar hepsi ama hepsi İngilizce. Örneğin, programlamaya başlamak istiyorum ama nereden nasıl olacağını bilmiyorum diyorsanız, O’Reilly başucu kitabı sayılacak Code Simplicity‘i bir an olsun yanınızdan ayırmayın derim. Programlama düşüncesi ve sanatını hiç derinlere inmeden size anlatan bu kaynak manayı çöze bilmenize yardımcı olacaktır. Kitabın konularından yola çıkarak yapacağınız küçük çaplı bir amazon araştırmasında bile başka yayınevlerinin birçok benzer nitelikle kitabı olduğunu an be an görebilirsiniz. Onlara da bir göz atmanızı tavsiye ederim.

3. Sevdiğiniz ortamı ve medyayı belirleyin!

İlk projenizi gerçekleştirebilmek için oturup ANSI-C ile makina dilinde geliştirme yapmanız gerekmiyor! Gelişen teknoloji ve büyüyen komüniteler sayesinde programlama dilleri de gelişti ve çoğaldı. Eskiden low-level diyebileceğimiz 1-2 dil varken artık onlarca dil ve platform arasından size en uygun olanını seçebiliyorsunuz. Bu karışıklık ve çeşitlilik içerisinde en doğru yolu bulabilmek için ilk yapmanız gereken; projenizi hangi medya veya aygın için geliştirmek istediğinize karar vermek olacaktır. Bu seçimi yaptıktan sonra o aygıt veya medya için özelleşmiş geliştirme ortamlarını incelemeye başlayabilirsiniz. Bu noktada yazılım geliştirme uzmanları için verilen iş ilanları da size yol gösterebilir. Örneğin, projeniz web tabanlı bir sistem ise, sizin için uygun olan sunucu dillini tespit edebilmek için bu konuda verilen iş ilanlarına bakmak oldukça yol gösterecektir. Türkiye ekseninde günümüzde sunucu dili için verilen ilanlara baktığınız zaman “.net platformu” ve “php ortamının” yaygınlığı gözünüze çarpacaktır. Buradan hareket ile İnternet üzerinde ufak bir araştırma ile sizin için en doğru dili bulabilirsiniz. Bu seçimi yaparken faydalanabileceğiniz bir diğer yöntem ise sizin projenize benzer nitelikteki projelerin altyapılarını ve kullandıkları teknolojileri incelemek olacaktır. Bu sayede hangi programlama platformundan başlayacağınıza hızlı bir şekilde karar verebilirsiniz.

4. Programlama dilini öğrenmeye çalışmayın, proje geliştirin!

Yapılan tüm araştırmalar gösteriyor ki programlama için en iyi öğrenme metodu sadece ve sadece oturup proje geliştirmektir. Bu işin başka bir yolu yok malesef. Eğer farzedelim, php öğrenmek için video derslerini takip edeceğim kitaplar okuyacağım derseniz, “çöpe atacak bol bol vaktiniz var demek ki” derim. Çünkü bir programlama diline hakip olabilmek için çılgınca not tutmak veya onlarca kitap okumak hiçbir anlam ifade etmez. Eğer öğrenilen yabancı dilde olduğu gibi kullanılmayan bilgi, kelime, ifade zihni yoran çöpten başka bir şey olmayacaktır. O nedenle bir dile hakim olabilmek için o kadar çok kullanmanız yani proje geliştirmeniz gerekmektedir. Ancak dilin sınırlarını ve kabiliyetlerini bu şekilde görebilecek ve fark edebileceksiniz.

5. Çalışacağınız ortam için şartları belirlemek

Bir programcının en büyük gücü sahip olduğu IDE’dir. IDE programlama serüveninin gerçekleştiği ortamdır. “integrated development environment”, “integrated design environment ” veya “integrated debugging environment” gibi açılımlara sahip yazılım geliştiricilerinin proje geliştirmesinde onlara yardımcı olan yazılımlara, ortamlara verilen addır. En basit haliyle; notepad’dir, word’dür. Zamanı gelince saatlerinizi, günlerinizi başında geçireceğiniz bu ortamın en iyi koşullara sahip olması gerekir. Bu koşullar kişiden kişiye beklentileri ölçeğinde değişir. Başka bir yazının konusu olan IDE seçimi önemli ve göz ardı edilmemesi gereken bir iş ortağı seçimidir.

6. Deadline ile erken tanışmayın, acele etmeyin

Programcının en büyük düşmanı deadline’lardır yani teslim zamanları. Bu o kadar kabus hale dönüşür ki, programcıların durmadan çalışmasına sebep olan en büyük ve kritik etken halini alır. Programlamaya başladığınız ilk adımınızda bir öğrenci olduğunuzu unutmayın, kendinizi kesinlikle bir ticari yazılım geliştirme süreci içerisine dahil etmeyin. Öğrenim sürecinde olabildiğince emin ve sakin olarak ilerleyin. Çözümlediğiniz problemleri iyi tespit edin ve doğru bir şekilde öğrene bildiğinizden emin olun. Sakin olun, sabırlı olun, detayları görebilmek ve çözümleyebilmek için olabildiğince ter dökün.

7. Son bir öneri; Janki Method

En son ipucu bir metod önerisi olacak; Janki Method. Ünlü ve yetenekli bir Ruby programcısı olan Jack Kinsella’nın beyin mıncıklayıcı metodu Malcolm Gladwell’ın Outliers adlı kitabında söylediği ustalaşmak için geçirebileceğiniz 10.000 saati üretken bir programcı olabilmeniz için tarif ediyor. En azından ufuk çizginizi yeniden biçimlendirmenize olanak sağlayacak bu metoda bir göz atmanızı tavsiye ederim.

8. Soru sormaktan çekinmeyin

Soru sormak hayatın merkezinde olan bir olay. Programcı için de can simiti niteliği barındırıyor. O nedenle hiçbir zaman soru sormaktan çekinmeyin, daima sorun. Sorulan soruları inceleyin. Bunun için muhteşem bir kaynak olan stackoverflow.com sık sık ziyaret edin. Sizin yaşadığınız problemin bir benzerini bir başkası da yaşamış olabilir, o nedenle daima sorulan soruları incelemeniz de fayda var.

 

Son cümleler…

Öğrenme çok kişisel bir süreç. Burada bahsettiğim metodlar, benim gözlemlerimden ve araştırmalarım kapsamında tespit ettiğim notlar. Tamamı veya bir kısmı sizin için uygun olabilir. Ama programlama ve program geliştirme önemli bir davranış şeklidir. Herkesin bir miktar sahip olması hayatına büyük bir renk katacaktır.

Sizde neden programlamayı sevmediğinizi? ya da nerelerde zorlandığınızı? ya da öğrenme süreçlerinizden bahsederseniz çok mutlu olurum.

 .

23 Ocak 20132 commentsDevamı
View Sidebar